wish you were here…

So, so you think you can tell Heaven from Hell,
blue skies from pain.
Can you tell a green field from a cold steel rail?
A smile from a veil?
Do you think you can tell?
And did they get you to trade your heroes for ghosts?
Hot ashes for trees?
Hot air for a cool breeze?
Cold comfort for change?
And did you exchange a walk on part in the war for a lead role in a cage?
How I wish, how I wish you were here.
We’re just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have we found? The same old fears.
Wish you were here.
 
Posted in FReeFaLL | Leave a comment

insan misin?

insan olmayı öğrenemeden kadın/erkek olmayı öğreniyoruz ve sonra beyaz ve siyah ve sonra Hıristiyan Müslüman Yahudi vs vs vs ki bence asıl budur bizi insanlığımızdan uzaklaştıran… ne zaman akıllanıcaz acaba?

Posted in HuMaNism | Leave a comment

in sky with diamonds

pembe kristallerin çıkarttığı sesi duyuyor musun karanlık mağaranın derinliklerinde.
huzur verici değil mi?
su şırıltısı geliyor bi yerden.
mor iç cephelerinden su sızıyor.
suyun kaynağını gördün mü hiç.
pembe kristaller…
köpük köpük fısıldayan havuzun tepesinde, havada asılı duruyorlar.
hava küçücük buz taneleri gibi tenine dokunur orda.
minik ısırıklar gibi.
hem yakar hem ürpertir aynı zamanda.
karın tenini yakması gibi.
içeri gel, dinlen biraz.
ama sakın uyuyakalma, düşlerinden geri gelemezsin sonra…
Posted in FReeFaLL | Leave a comment

DiLeMMa

Buradayım ama yokum aslında
Herzaman olduğu gibi…
Bir yarım bir yerde bir diğeri başka yerlerde…
Bir olmaz mı bunlar tek bedende
Düşlerim olsa gerçeklerim olmaz
Beyazım olsa siyahım olmaz
Karamadım kendimi bir araya…
Geleceğim olsa geçmişim olmaz
Kanatlarım olsa ayaklarım yere basmaz
Her ikisi birbirine hasret acıdan kurtulmaz…
Melekle şeytan aynı bedende var olmaz…
Posted in $iiRSeL | Leave a comment

saBiR

Düşüyorum…..
Elimi uzatamıyorum…
Uzatmıorum…
Karanlık burası, ışığı göremiorum..
Gözlerime inen gölgeyi, kaldıramıorum
Çırpınıorum, engel olamıorum.
Batıorum derine…
Tutunmuorum..
Deliresim var inceden
Tedavi olasım da yok
Zihnim karıcalanıo…
Posted in $iiRSeL | Leave a comment

istiridye kabuğu

derin karanlığında denizin
bir istiridye kabuğunun içinde hayat
bir ulaşabilsen
bir coşkuyla derin maviye çıkar içi…
köpük köpük yayılır su yüzüne…

ufkun ufkunda görünen çizgide hayat
bir başarabilsen üzerinde yürümeyi
güneşi doğurur yanı başından
içini ısıtır sıcaklığında
göğün tepesine konar, yukardan bakarsın
kalbinde sakladığın çocukluğuna

lodosların esintisinde hayat
bir yakalayabilsen hızını
bir çocuğun topacı gibi renkli
döndürür durur seni
güzeller etrafında,
bir yumuşak, bir ılık esinti gibi yanağında…

gökte bir resimli bulmacadır hayat
ve ruhun bulmacanın kayıp parçası

rengarenk bir resim vardır gökte,
iyice bak, kalbinle…
bir küçük çocuk göreceksin orda
elma toplarken ağacın dallarında
çevir gözlerini
ufukta mor bir tekne,
yelkenleri altın sarısı,
içinde uzun saçlı bir kız…
mavi gözleri uzaktaki bir adada,
dans eden ruhları seyreder…
ruhların ellerinde kanatlı kalpler…
ılık rüzgarın kulağına getirdiği
ritminin her vuruşunda
bir kalp serbest kalır avuçlardan…
süzülür bembeyaz gökyüzünde…

mutluluk o kadar uzakta işte
koyamadan ruhunu bulmacanın içine…

yanılgıya düşme sakın,
senin rüyandadır hayat,
gerçekte gördüğün değil, gerçekte bildiğin değil
her gözünü kapatışında gördüğündür hayat…
yaşadığın, yaşatıldığın gerçeklik değil…

Posted in Uncategorized | Leave a comment

doğdum

daha henüz bugün
bir iki dakika oldu henüz
daha bugün az önce
onyıllar yüzyıllar olmuş gibi hasret
daha az önce geldin
gideli ne kadar da uzun olmuş
hoşgeldin ben
sen çok özlemişim, görünce anladım
gitmene izin verdiğim,
ikimizin iyiliği için
gitmeni istediğim güne lanet olsun
afrikada ki açlar yaşamadı ama
biz yaşadık…
sen askıda, ben duygusuz
ama yanyanayız hala
sen benimsin…
ben…
yine benim 🙂
hiçbirşey aynı olmayacak artık
herşey çok güzel olacak
Posted in $iiRSeL | Leave a comment

renkli

Gemliği geçince zihnimde
masmavi bir deniz görüyorum
yağlı boyanın lâciverdinden
 
kırmızı yunuslar
iki tane
paralel
dans ediyorlar….
 
güneş sarısı gökyüzü
alabildiğine parlak
menekşe martılar
kanatları mor
karaya inmez…
 
bulutlar açık mavi gülümsüyor
yağmur ıslak yağmıyor…
 
ileride bir ada var
yalnız
sert
kara…
 
lapina yeşili fosforlu ağaçlar var üzerinde
ve turuncu meyvaları ağaçların
 
bir küçük kız çocuğu
çingene pembesi saçları, dudakları
bembeyaz teni
ikiye bölüyor meyvaları…
sonra havaya
rengarenk çiçekler saçılıyor etrafa…
 
resmini çizebilir misin karanlığın
resmini çizebilir misin aydınlığın
tarif edebilir misin içinde büyüttüğün canavarları
kıvranışlarını,
verdikleri acıyı
bölüp ikiye kendini hiç içine baktın mı?
korktun mu hiç görüp bataklığını…
domino taşları artarak
bir bir yığılır üzerine…
 
her şey renkli görünüyor
ve her şey zehirli…
Posted in Uncategorized | Leave a comment

tamamla

öylesine dağılmış durumdayım ki, parçalarımı bir araya getiremiorum bi türlü. Hangi parçam kimde kaldı onu da bilmiyorum. Kimde? Nerede? Ne kadarı gitti, ne kadarı bende kaldı onunda hesabını yapamıorum ya, o da ayrı bi tartışmanın konusu olur hani. Herbiri bi yöne gitti takip edemedim. Son derece de kendimden emindim, istekliydim ben bulaştırırken onlara oysaki, böölesine yanılgı. Yanlış insanlar değildi belki ama ben kendimi artık sadece rüyalarımda tam görebiliorum ya, o yıkıo beni. Verdiklerimin gözlerinde göremiorum kendimi. Çok derine attılar beni ya da hiç alamadılar ben verdiğimle kaldım bi başka boyutta havada asılı halde. Giden benden gitti de yerini bulamadı belki. Çok acıtıyo, çoook. Avuntum gözlerinde kendimi görebildiklerimde. Ama hayal kırıklığının yarattığı çatışmalar, kendime kızmalar ve iç çatışmalarımdan fotoroman yaparım tuvalet kağıtlarının 12’si bir arada ruloları yetmez hepsini çizmeye. Sürekli deviminler ve düşünceler de cabası. Sıkıldım artık düşünseller içinde kaybolup soona aydınlanmış gibi yapmalardan. Gülümseyen mutlu mimiklerden.

Ağlamak istiyorum ben yaw. Kaynak sıkıntısı çekiyoruz gözyaşı bazında o ayrı.

Verilen verildi alınmaz artık geri de ben nası tamamliicam kendimi? Ya da tamamlasam kendimi tekrar daıtmayacaım ne malum. Hep aynı diil mi? aynı kısır döngü içinde rotasyonlar. Tamamla dağıt, tamamla dağıt. Yaa gördün mü bitersin günün birinde bööle işte. Sonra şaşkın ördek misali ya da sudan çıkmış balık kıvamında aval olursun ortamlarda. Boş ve kof olmuş içimiz haberimiz yok. Hani farkındalıkların? Öküzsün sen demek istiyorum kendime cinsiyeti baadaştıramıorum, inek de hafif kalıo gibi gelio. En iyisi Barış abi gibi hıyar olmak galiba. Marmara denizine doğranıp tüm yurda yıllarca yetecek cacık olursun en azından. Hem bundan iyi ben bulaştırmak mı olur elaleme. Bundan iyisi alemin en mucizevi kayısısı olur. Elalem de iyi oturdu yerine. Herşey bu kelime ile anlatılabilir aslında. Elaleme…. Ne işin var güselim senin elalemle. Bir iç küme yaratamadın ya. Yetmedi ya sana vermek. Oh olsun o zaman. İyi halt yedin. Böööle devam et. Kiip ap dı guud work çocuum. Büyürsün elbet.

Posted in Uncategorized | Leave a comment

evlendim…

Temmuz 2002 :
Küçüklüğümden beri “ben evlenmiicem” diye tutturur dururdum. Annem de bana – aslında bunu söölediğim herkes aynı cevabı verirdi- büyüyünce farklı düşüneceğimi söylerdi. Şimdi ben farklı düşündüğümü düşünmezken aristo mantığı çerçevesinde daha büyümemiş olduğum çıkarımını mı yapmalıyım yoksa hissiyatımı birkez daha gözden mi geçirmeliyim? Geçenlerde bi arkadaşımla işlerden bunalmış bize sadaka tadında verilen öğlen yemeği arası esnasında muhabet ederken konu buralara geldi. Bana “herkes evlenmek ister aslında kime sorsan, ne derse desin bal gibi evlenmek istiyordur.” dedi.
 
Bu bana başka bişi düşündürdü. Öğretilenlerle derdimiz aslında. Bize öğretilen evlenme kavramı karşı koyduğumuz. Evlenmenin tanımını yeniden yapıp söyle desek misal: “beraber yaşlanmak, hayatı paylaşmak hem kesişimi hem de ayrık alanları boş küme olmayan olan iki kümeli bir uzayda”. Ben kendi hayalimde yarattığım bu evlenme kavramına elbette karşı olmayabilirim. Hatta neden karşı olayım ki o benim yarattığım bi kavram zaten. Ve hatta şunu da iddia ederim ki, benim hayalimdeki evlilik gerçek olursa, hiçbir evlilik kendini gerçek saymasın. İletişim değil midir tek problem? Evlilikleri yıkan yanlış anlamamalar, anlatılamayan arzular, anlaşılmayan istekler, örtüşmeyen çıkarlar değil mi? Evlilik kavramını monotonlukla eş anlamlı hale getiren, bir tükenmez kalemle atılan imza sonrasında, tükenmez kalıcılığa olan anlamsız güven değil mi? Hayır benimkisi böyle olmayacak. Adına da başka bişi diyelim isterseniz. Benim evliliğim çocuk olucak, bir şeye ihtiyacı olduğunda farkedilmek için ağlayacak avaz avaz, el ve ayak parmaklarını yeni farketmiş bebek gibi kaşif, dakikada 60 soru sorabilen çocuk gibi meraklı olacak, şımarık olacak ve herşeye eğlenceli bir oyun gibi yaklaşacak. Elektrik üretecek aydınlatmak için hem kendini hem etrafındakileri, yormayacak, dinlendirecek ve her rengi taşıyacak üzerinde, her rengi kendine yakıştıracak. Budur benim istediğim, ama tek başıma gerçekleştiremem bunu bu durumda beyaz atlı prensimi değil ama aynı dili konuştuğum, beyaz clubber ayakkabıları içinde, takım elbiseli olgun çocuğu beklemeliyim değil mi? Ve hatta benim nasıl birazım erkekse onunda birazının kadın olması gerekiyor empati kaygısından mütevellit. Ve tabi bunların üstüne onun da beni sevmesi gerekiyor. Hadi oldu diyelim, kombine üçüncül etkiler sonrasında ne kadar umut var hayatımın sonuna kadar onunla beraber olup, onu özgür yaşamak için kendimle? Onun beni özgür yaşaması için kendiyle. Hem sen hem ben hem biz olabilmek için evlilik kurumu içerisinde. Gerçek olacağına dair az bi umut yakalasam gideceğim peşinden ama nerdeee? Bu durumda evlenmeme istediği değil benimkisi, umutsuzluk diyelim. Kabul ediyorum biraz abarttım ama ben de böyle bir hayalperestim işte. Bu da benim masalım. Gelin damat versiyonu bu şekilde yazılmış. Başka türlüsü bünyede bozunma yaratır. Bir süre sonra tavizler devreye girer ki ben hali hazırda hayatımın bu dönemine kadar yeterince taviz verdiğimi düşünerek sıfır tolerans noktasına gelmişken hem böyle birinin var olmasını hayal edip, dileyip, hem de bunun için hiçbir şey yapamama, yapmama ikilemi içerisindeyim. Buna bazen şımarıklık diyorum, bazen çocukluk, bazen korkaklık, bazen de yitmişlik, bezmişlik. Hiç biri iyi bi tanımlama değil yani. İnatçıyız ya ama geri adım atmama konusunda, yiğitliğimize hiçbişi sürdürmüyoruz. J
 
Kendi yarattığımız bir sarmal kısır döngü içerisinde debelenip duruyor, sonrada yorgunluktan şikayet ediyoruz. Aslında oldukça komik. Hayatın traji-komikliği bu olsa gerek.
 
Nisan 2007:
Bazı şeyler hiç değişmio, bu kadar dengesizliğime bu kadar değişkenliğime bazı şeylerim hiç değişmio, hahaha
Posted in FReeFaLL | Leave a comment