çığlık attım, tutan olmadı…
düştü çığlık, yuvarlandı, küçüldü, kayboldu…
çığlık attım, tutan olmadı…
düştü çığlık, yuvarlandı, küçüldü, kayboldu…
panpilerin ve panpişlerin dünyasında herşey tozpembe iken gerçek hayatta karanlıkların içinde kendini aydınlıkta sananların sanrılarını yaşıoruz
daha ne derece sanal olabiliriz… daha ne derece uyuşabiliriz, daha ne kadar farkında olmayabiliriz acaba… bizden bi halt olur mu acaba? zor…
gazaba uuramış kavimlerdeniz…. kendimizi gazaba uuratmış kavimlerdeniz…
çocuklar ölüo…. bayaa korka korka ölüolar… bile bile gidip ölüolar… ne için?
bu sorunun cevabı bende yok, yani tüm bunlar oluo da ne oluo sonunda neye yarıo deseniz bişi görmüorum ben “insanlık” adına. oysaki tüm aksiyonlarımızın sonunda ya bana insanlığım adına ya da tüm insanlık adına bişiler çıkarılabilmeli…. geyik
ne uzarız ne kısalırız, gelişimimiz zihinsel anlamda yüzyıllar öncesinde kalmış durumda, çevresel gelişimimizden bi fayda görmüorum ben fiziksel fonksiyonalite dışında… zaten bi tık daha zeki olsak, tüm dengeler değişirdi ama zatenlerle bir yere varılmıo
e madem varamıoruz, gitmeye de çalışmayalım o zaman… herşey bir züğürt tesellisi tadında…
içim dışım her yerim ağlıo….
siyahım bugün, bugün siyah…. aslında bu çatışmaların bitmediği her gün siyah…. dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak ya herşey… bu dünya kurtulmayacak… bitmeye mahkumuz
böle böle kendimi parçaladım, pişman diilim, henüz…. yine olsa yine yaparım, henüz… tekil olarak başa çıkamıorum işin özünde. aslında deliresim var inceden ve herşeyi yok edesim var… gel gör ki uyum içinde olmalıyız değil mi yaşadığımız toplumla
bin tane sorumluluğum var benim herkesin olduğu gibi. aslında bu kadar tembel miyim acaba bu derece kaçasım var tüm sorumluluklarımdan. üzerime giydiğim diğer kişiliklerin, ne kendime ne başkasına yaptığı yanlışlara karşı, hiçbir sorumluluk hissetmemesi son derece rahatlatıcı bi duygu. ne de olsa onlar ben değilim o hayatlar da benim hayatım değil. bu derece başkayım diğer benlere karşı… rahat mıyım ne? sanki diğer benlerin karşısında duranlar hiç benim karşımda durmayacak gibi… ah bu vurdumduymazlık… seviorum nefret ediorum..
her koyun kendi bacağından asılır, eyvallah. ben de ööleyim. öyleyse herkes ööle olmalı. ben görüosam ebeminkini herkes de görsün. nasıl bir acımasızlık bu… an itibariyle kendimden nefret ettim. ama kendim ben diilim nasılsa.
bi gidip gittiğim yerde kalamadığım için oluo tüm bunlar… gittiğim yerde kalacak fasiliteyi hazırlayamamak da cabası ama o da olacak elbet…
içimden çıkan rengarenk ışık, sırtımdaki kristal kanatlar, ada’mın içindeki gizli şelaleler ve aynalar… kendinin sevgilisi insan…
ölesim var
it is not easy on you, to know the day you’re going to die…
kendimden gidişlerimin hiçbir zaman iyi sonuçlanmadığını bilen ben kendime gelişlerden de bi hayır görmedim… her geliş bi gidişle bitio ne de olsa
kendimde olmayabilir miyim, ben bende kalmamış olabilir miyim… olabilirim elbette.
hayır benim hayattan beklediğim şey – beklentisel olduğumu varsayarsak tabi – bu kadar mı zor da ben sürekli bi geride durma ve kendimi kaale almama modeliyim
ben istememeyi biliorum misal, istemeyi bilmiorum: reddedilme korkusu? biliosun gayet iyi ne olduunu…
bana bişi olmaz… buna dayandırıorum bi de ben bööleye..
bana bişi olmaz zaten. kalpsizim ben…
üstelik bi tane de diilim.. en az 3 taneyim… ikisi ölse bile biri canlı kalıo hep…
korkak olmayı kendime yakıştıramadım hiç… onun yerine inadım inat bi tarafım iki kanadı yakıştırdım… iyi bööle
ego + sabır
fizik kuralları burada geçerli değil tabi
burada minimize ettikçe maksimize olan bir durum ortaya çıkıo
büyük bir iç savaş…
sanki sevmezmişim gibi…
ne güzel dünyasal bir çok şeyden vazgeçmiş kafamı rahatlatmıştım
şimdi dürtüo meret…
fenaaaaa
dengesizlik rejimine de girmiştim
hepsi bi anda bünyeyi yıpratmış olabilir
içinde buluduğum alandan fazlasını kaplamamam lazım
e yine başaramadım.
şurdan görünmezlik pelerinizi uzat yavrum…
bu işi anca o çözer…